Euro

53,4330

Dolar

45,8882

Altın

6.621,81

  • Ekleme: 25.05.2026 14:14 Güncelleme: 25.05.2026 14:15

Kâbe’ye herkes gidemez, âşık olan gider

“Ey Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar diye (bunu yaptım). Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve onları çeşitli ürünlerle rızıklandır ki şükretsinler.” (İbrahim Suresi, 37)

Bazen bir dua, sadece söylendiği anda kalmaz; asırlar boyunca insanlığı yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Hz. İbrahim’in (a.s.) bu duası da böyledir. Çünkü bu dua sadece bir aile için değil, kıyamete kadar gelecek bütün müminler için yapılmış büyük bir yöneliştir.

Duanın ilk dikkat çeken tarafı şudur: “Ekin bitmez bir vadi…” Bu ifade ilk bakışta sadece coğrafî bir tasvir gibi görünür. Oysa burada çok derin bir teslimiyet vardır. Hz. İbrahim (a.s.) adeta şöyle demektedir: “Ya Rabbi, burada dünyalık bir beklentim yok.” Çünkü mesele geçim değil, gaye meselesidir. Orası ticaretin, konforun ve dünyanın merkezi olsun diye değil; kulluğun merkezi olsun diye seçilmiştir. Toprak ürün vermese de kalp yetiştirecektir.

Ardından duanın merkezi gelir: “Rabbim, namazı dosdoğru kılsınlar…” İşte bu duanın kalbi burasıdır. Çünkü Kâbe sadece ziyaret edilen bir yapı değil; namazın hayatın merkezine yerleştiği bir kulluk alanıdır. Bugün oraya giden herkes aynı manzarayı görür: Milyonlarca insanı bir arada tutan şey ne dildir ne ırktır ne de kültürdür. Hepsini aynı safta buluşturan tek hakikat namazdır.

Ezanla birlikte hayat adeta durur. İnsanlar alışverişini bırakır, konuşmasını keser, yönünü mescide çevirir. Orada insan ilk defa şunu derinden hisseder: Namaz, hayatın bir parçası değildir; hayatın merkezidir. Gün namaza göre şekillenir, vakitler namaza göre ayarlanır. Çünkü bir yerin değeri, sahip olduğu imkânlarla değil; içinde yükselen ibadetle ölçülür.

Duanın üçüncü boyutu ise çok daha dikkat çekicidir: “İnsanların gönüllerini onlara meylettir…” Bugün milyonların Kâbe’ye akın etmesi sadece organizasyonla açıklanamaz. Bu, bir duanın asırlar boyu devam eden tesiridir. Nice insan vardır; yıllarca gitmeyi hayal eder, hazırlık yapar ve vakti geldiğinde yolu açılır. Nice insan da vardır ki maddî imkânı olduğu hâlde bir türlü gidemez. Çünkü mesele sadece para veya plan meselesi değildir; nasip meselesidir.

Bazen şöyle denilir: “Bir kez gittin, neden tekrar gidiyorsun?” Oysa bazı insanlar için o çağrı tekrar tekrar gelir. Çünkü onların gidişi sadece kendi tercihi değil; Hz. İbrahim’in duasının tecellisidir. Bu yüzden Kâbe’ye yöneliş bir turizm hareketi değil, kalbin çağrılmasıdır.

Duanın son kısmı ise bereket ve şükür üzerinedir: “Onları çeşitli ürünlerle rızıklandır ki şükretsinler.” Bu rızık sadece maddî değildir. Oraya giden insan manevî olarak da beslenir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Hac ve umre, demircinin körüğünün demirin pasını temizlediği gibi günahları temizler.” Sünen-i Nesâî

Demek ki Kâbe’ye giden insan sadece yolculuk yapmaz; arınır, hafifler, içini temizler. Oradan dönüş bazen insanın hayatında yeni kapılar açar, yeni bereketler başlatır. İşte gerçek şükür de budur: Verileni kendinden bilmemek, bütün davetin Allah’tan geldiğini fark etmektir.

Bazen gitmek isteyip gidemeyenler de vardır. Bu ise hemen mahrumiyet olarak görülmemelidir. Belki de Allah, o kulunu o büyük davete en güzel şekilde hazırlıyordur. Çünkü Kâbe’ye gidiş sadece yol bulmakla değil; çağrılmakla olur.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.