Euro

51,3247

Dolar

44,5286

Altın

6.703,01

  • Ekleme: 02.04.2026 16:02 Güncelleme: 02.04.2026 16:02

Rahmetin iki kapısı

Bir toplumu ayakta tutan iki şey vardır; Peygamber’in izini yaşatmak ve istiğfarı diri tutmak. Rahmet, bu iki kapıdan girer. Bu iki kapı açık olduğu sürece toplumlar ayakta kalır; kapandığında ise çözülme başlar. Enfâl Suresi 32. ayet bize ibretlik bir sahne sunar. İnsanlar öyle bir noktaya gelmiştir ki şöyle derler: “Eğer bu haksa, üzerimize azap yağdır!”

Bu söz, hakikati arayan bir kalbin değil; hakikatten kaçan, hatta azabı bile göze alan bir inkârın ifadesidir. İşte tam bu noktada ilâhî cevap yine Enfal süresi 33. ayetten gelir: “Sen onların içindeyken Allah onlara azap edecek değildir… Ve onlar istiğfar ederken de Allah onlara azap edecek değildir.”

Bu ayet, değişmeyen bir ilâhî yasayı ortaya koyar: Bir toplumu koruyan iki büyük emniyet vardır. Birincisi; Hz. Peygamber’in o toplumdaki varlığı. İkincisi O toplumun istiğfar hâli. Bugün Hz. Peygamber aramızda bedenen yok. Ama asıl soru şudur: Onun sünneti aramızda yaşıyor mu? Eğer yaşıyorsa; o sadece tarihte kalmış bir peygamber değil, bugün de hayatın içinde yön veren bir rehberdir. Ama eğer sünnet hayatın dışına itilmişse, o zaman mesele yokluk değil; bizim uzaklaşmamızdır.

Eğer bir toplumda doğruluk, onun dilinden iz taşıyorsa, merhamet, onun kalbini hatırlatıyorsa, edep, onun terbiyesini yansıtıyorsa… Orada Peygamber yaşıyor demektir. Bu, rahmetin hâlâ o toplumun üzerinde olduğunun işaretidir. İstiğfar ise ikinci kapıdır. İnsan hata eder; bu onun fıtratıdır. Ama asıl mesele, hatada ısrar değil, dönüş kapısını açık tutmaktır.

Bir toplumda hâlâ günah karşısında pişmanlık varsa, dil istiğfarla meşgulse, kalp Allah’a dönme arzusunu kaybetmemişse O toplum henüz terk edilmemiştir. Fakat tehlike şurada başlar: Ne zaman ki bu iki kapı kapanır, sünnet hayatın dışına itilir, Peygamber’in ölçüsü gündemden düşer, İstiğfar unutulur, günah normalleşir işte o zaman insan sadece korunmasız kalmaz; aynı zamanda kendi eliyle azabı davet eden bir hâle düşer. Çünkü ayetin ilk kısmında anlatılan o noktaya gelinir: Artık insan hakikati beklemez; azabı ister. Ve bugün bu hakikatin somut bir yansımasını yaşıyoruz.

Madde bağımlılığı, dijital bağımlılık ve yalnızlaşma… Bunlar sadece birer sosyal problem değildir. Aynı zamanda ebeveynlerin ve bir neslin bizzat yaşadığı bir azap hâline dönüşmüştür. Artık gökten inecek başka bir azabı beklemeye gerek yoktur; toplumun en büyük azabı, bugün bu manzarada karşımızdadır. Çünkü mesele sadece ahlâkî bir zayıflık değil; doğrudan bir neslin sağlığını, güvenliğini ve geleceğini tehdit eden ağır bir yıkımdır. Bağımlılıkların içine sürüklenen genç; ailesine yük olan, topluma katkı sunamayan ve zamanla kendi insanî değerlerinden uzaklaşan bir noktaya gelebilmektedir. Bu hem aileler hem de toplum için yaşanan en ağır gerçeklerden biridir.

İşte tam bu noktada yapılması gereken bellidir: Bu azabı kaldırmanın yolu, yeniden Hz. Peygamber’in sünnetine sarılmak ve istiğfarı diriltmektir. Gençleri onunla tanıştırmak, hayatını öğretmek ve onu yaşanır hâle getirmek. Anne-babaya saygıyı, sorumluluk bilincini ve topluma faydalı olma şuurunu yeniden inşa etmek. Bu artık bireysel değil, toplumsal bir seferberliktir. Aileler, eğitimciler ve toplum aynı istikamette buluşursa; bu karanlık tablo değişir.

Çünkü unutulmamalıdır, sünnet yaşarsa Peygamber aramızdadır. Peygamber aramızdaysa rahmet bizimledir. Ama bu iki kapı kapanırsa azap uzak değildir.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.