51,6883
43,8205
7.182,08

Kur'an indiği dönemin şartlarına hitap eder ama mesajı o günle sınırlı değildir. Bazı âyetler de kesin ölçü koyar. Bunlardan biri de Fetih Sûresinin 25. âyetidir.
“Onlar, inkâr edenlerdir; sizi Mescid-i Harâm’dan alıkoyanlar ve kurbanlıkları, varacakları yere ulaşmaktan engelleyenlerdir. Eğer Mekke’de, henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınlar olmasaydı —bilmeden onlara zarar verip bu yüzden size bir vebal isabet etmesinden korkulmasaydı— (Allah size hemen izin verirdi). Allah dilediğini rahmetine dahil etmek için böyle yaptı. Eğer onlar (müminler) ayrılmış olsalardı, inkâr edenleri mutlaka can yakıcı bir azapla cezalandırırdık.” (Fetih, 48/25)
Ayet, Hudeybiye’de yaşanan bir olayı anlatırken açık bir fiili küfür vasfıyla tanımlar:
“Onlar inkâr edenlerdir; sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlardır…”
Burada mesele sadece tarih değildir.
Bir mekân vardır: Mescid-i Haram.
Bir fiil vardır: Engellemek.
Bir de hüküm vardır: İnkâr.
Bu yüzden bu âyet, “o gün öyleydi” denilip geçilecek bir anlatı değil;
vasfı olan, bugünü anlatan bir ölçüdür.
Bugün kimse Kâbe’nin kapısına zincir vurmuyor olabilir.
Ama engel artık çoğu zaman kapıdan değil, zihinlerden konuluyor.
Mesela sıkça duyduğumuz şu cümleler; “Bu kadar fakir fukara dururken niye umreye gidiliyor?”
İnfakı, ibadetin alternatifi gibi sunan bu dil; farkında olmadan ibadeti değersizleştiriyor ve içi boşaltılan bir kulluk modeli sunuyor.
“Bu paralar Suud’a gidiyor vb. söylemlerle ibadeti siyasete indirgiyorlar. Mescid-i Haram’ı yönetime fatura ediyor.
“Arap’a para yedirmem.” diyerek Kâbe’yi ümmetin ortak merkezi olmaktan çıkarıp ırk ve öfke diline hapsediyor. “Bir sefer gitsek yeter.”
Farz ile nafile arasındaki çizgiyi siliyor, zihinleri bulanıklaştırıyor ve kişisel tercihi genel ölçü hâline getiriyor. “Bu israftır.”
Allah’ın meşru kıldığı bir ibadet hissini haram diliyle mahkûm ediyor. Bu sözlerin kimi bilinçli söyleniyor. Kimi ise farkında olmadan, duyulan bir dil tekrar ediliyor. Ama gerçek şu: Dil masum değildir.
Kur’an sadece eylemi değil, zihniyeti de yargılar. Müşriklerin dili de buydu zaten:
“Gerek yok.”
“Bu kadar büyütmeyin.”
“Başka yerde de olur.”
“Siyaset var.”
“Çağ dışı ritüeller.”
Bugün Kâbe’yi merkez olmaktan çıkaran, hac ve umreyi törensel ya da gereksiz gösteren her dil, ayete göre aynı zihniyet hattında durur. Bundan da daha tehlikeli olan ise: Fiili yapmayan ama fiili meşrulaştıran dil. Burada çok hassas bir denge sözkonusu. Kur’an fiili tanımlar; tek tek insanları hemen tekfir etmez.
Cehaletle, korkuyla, baskıyla söylenen söz ile bilerek, küçümseyerek, meşrulaştırarak söylenen söz elbette aynı değildir. Ama şurası nettir: Bir mümin, Kâbe’ye giden yolu kapatan tarafta duramaz. O dili kullanamaz. O dili “normal” hâle getiremez. Çünkü Fetih süresinin 25.ayeti düne, bugüne ve yarına hâlâ şunu söylüyor: Kâbe’ye giden yolu kapatan el de, o yolu değersizleştiren dil de, aynı tehlikeye işaret eder ve belki de meseleyi en net anlatan cümle şudur: Kâbe’ye giden yolu engellemek veya kapatmak, imanın özüne aykırıdır; o yolu anlamsızlaştırmak ise insanı inkâra yaklaştıran bir dildir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.