Euro

55,9072

Dolar

50,1421

Altın

6.555,36

  • Ekleme: 28.09.2026 14:00 Güncelleme: 28.09.2026 14:00

Huzura çıkarken haddini bilmek

“Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı? Hani bir ateş görmüştü de ailesine, ‘Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm…’ demişti.” (Tâhâ 9–10).

Gece karanlık, hava soğuk, yol kaybolmuştu. Hz. Mûsâ (a.s.) bir ateş gördü ve ona doğru yöneldi. Niyeti basitti: Isınmak, bir yön bulmak ve ailesine ateşten bir kor getirmek. Fakat o ateşe doğru yürürken farkında olmadığı bir hakikat vardı: O, sadece bir ateşe değil, Rabbinin huzuruna çağrılıyordu.

“Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: ‘Ey Mûsâ!’” (Tâhâ 11). Ardından ilk hakikat bildirildi: “Şüphe yok ki ben senin Rabbinim…” (Tâhâ 12). Önce tanışma, önce bağ, önce aidiyet… Kul, kimin huzurunda olduğunu bilmeden ibadetin hakikatini kavrayamaz. Bu yüzden vahiy önce kalbi konumlandırır, sonra davranışı inşa eder.

Ardından çok dikkat çekici bir emir gelir: “Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.” (Tâhâ 12). Buradaki “hemen” ifadesi üzerinde özellikle durmak gerekir. Allah Teâlâ’nın huzuruna çağrılan Hz. Mûsâ’dan, beklemesi değil; derhal hazırlanması istenir. Çünkü huzurun kendine has bir edebi vardır.

Gece, soğuk ve zemin şartları zor olmasına rağmen ayakkabılarını çıkarması istenir. Burada yalnızca bir davranış değil, bir edep öğretilmektedir. Allah Teâlâ adeta şunu öğretir: “Benim huzuruma gelişin bir usulü vardır.”

Bugün de insan Kâbe’ye girerken, tavaf alanına adım atarken ayakkabılarını çıkarır. Camiye girerken ayakkabılarını kapıda bırakır. Bu yalnızca temizlik değildir; aynı zamanda bir hatırlatmadır: Huzura girerken dışımızla birlikte içimizi de arındırmalıyız.

Asıl soru şudur: Biz namaza dururken, camiye girerken kimin huzuruna çıktığımızın ne kadar farkındayız? Kıyafetimiz, duruşumuz, kalbimiz ve düşüncelerimiz gerçekten o huzura yakışır bir hâlde mi?

Hz. Mûsâ’ya çölde, soğukta ve zorluk içinde bile “Hemen ayakkabılarını çıkar” deniliyorsa, bu bize huzurun adabını yeniden düşünmeyi öğretir. Çünkü mesele yalnızca bir emir değil, bir ölçüdür. Huzura çıkmanın bir usulü, bir edebi ve bir haddi vardır.

“Ben seni seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” (Tâhâ 13). Seçilmek bir ayrıcalık gibi görünse de aslında bir sorumluluktur. Çağrılmak hazırlanmayı, huzura kabul edilmek ise daha fazla dikkat ve saygıyı gerektirir.

“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ 14).

İlâhî sıralama dikkat çekicidir: Önce Rab kendini tanıtır, sonra edebi öğretir, ardından ibadete çağırır. Demek ki ibadetle beraber edep de gerekir. Namaza durmak kadar, kimin huzurunda durduğumuzu bilmek de önemlidir.

Hz. Mûsâ (a.s.) ateşe yaklaşmak istedi; fakat o yaklaşma onu sadece ısıtmadı, dönüştürdü. Hakikat şudur: İnsan bazen bir ateşe yaklaştığını zanneder; fakat aslında Rabbinin huzuruna çağrılıyordur. O huzura edebiyle yaklaşan insan, yalnızca yaklaşmaz; arınır, olgunlaşır ve değişir.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.