Euro

55,7490

Dolar

48,8341

Altın

6.772,89

  • Ekleme: 14.09.2026 17:11 Güncelleme: 14.09.2026 17:11

Şans, iman şuurunu zayıflatır

“Şüphesiz Rabbim dilediğine lütufkârdır.” (Yûsuf, 12/100)

Hz. Yûsuf’un (a.s.) bu sözü, müminin hayata nasıl bakması gerektiğini gösteren önemli bir ölçüdür. İnsan, hayatında güzel bir gelişme olduğunda bunu bazen farkında olmadan “şans” diye ifade eder. Oysa mümin, karşısına çıkan hayrı sahipsiz bir tesadüf olarak değil, Rabbimizin kendisine lütfettiği bir nimet olarak görür. Çünkü bilir ki kendisine ulaşan her hayrın arkasında Allah’ın dilemesi, lütfu ve takdiri vardır.

Kur’an, mümine hayatın sahipsiz olmadığını öğretir. Yeryüzünde meydana gelen hiçbir olay Allah’ın ilmi ve iradesi dışında değildir. İnsan sebeplere sarılır, çalışır, gayret eder ve tedbir alır. Fakat sebeplerin ötesinde Allah’ın takdirini görür. İşte iman şuuru, hayatı yalnızca görünen sebepler üzerinden değil, sebepleri yaratan Allah’ın kudreti üzerinden de okuyabilmektir.

Burada kullandığımız dil önem kazanır. “Şansım yaver gitti.” “Şanssız bir gün geçirdim.” “Tamamen şans eseri oldu.” “ Tesadüfen oldu.” Günlük hayatta düşünmeden kullandığımız bu ifadeler, zamanla olayları açıklama biçimimize dönüşebilir. Mesele sadece bir kelime değildir. Asıl mesele, yaşananları kime ve neye nispet ettiğimizdir. “Şansım yaver gitti” dediğimizde, bize ulaşan nimetin gerçek sahibini farkında olmadan arka plana itebiliriz. Oysa mümin, nimeti görürken nimet vereni de görür.

“Size ulaşan her nimet Allah’tandır.” (Nahl, 16/53)

Mümin başarılı olduğunda, bunu yalnızca “şansım vardı” diye açıklamaz. Elbette çalışmıştır, gayret etmiştir, doğru zamanda doğru adımlar atmıştır. Fakat bütün bunları mümkün kılan imkânların ve ortaya çıkan sonucun Allah’ın lütfu olduğunu bilir. Bu yüzden başarısını kendisine veya şansa mal etmek yerine, “Rabbim nasip etti, Allah kolaylaştırdı.” der.

Çünkü şans anlayışı, insanın sorumluluk duygusunu da zayıflatabilir. Başarısını şansa bağlayan kişi, kendi gayretini olduğundan fazla önemseyebilir; başarısızlığını şanssızlıkla açıklayan kişi ise kendi eksiklerini sorgulamaktan kaçabilir. Oysa mümin ne tembelliğini “şanssızlıkla” örter ne de nimetini “şansla” açıklar. Sebebe sarılır, üzerine düşeni yapar ve sonucu Allah’ın takdiri olarak görür.

Aynı bakış açısı “doğa mucizesi” gibi ifadelerde de karşımıza çıkabilir. Tabiatta hayranlık uyandıran güzellikler vardır. Fakat mümin o güzellikte yalnızca “doğayı” görmez. Çünkü doğa yaratıcı değildir; yaratılmıştır. Yağmuru yağdıran, toprağı bereketlendiren, çiçeğe güzelliğini veren ve insan bedenine o eşsiz düzeni yerleştiren Allah’tır. Mümin esere bakarken Müessir’i görür.

Bu nedenle mesele, her kelimeyi sorgulayıp konuşmayı zorlaştırmak değildir. Mesele, dilimizin arkasındaki bakışı düzeltmektir. Çünkü insan kullandığı ifadeleri tekrar ettikçe onların anlam dünyasına alışır. Dil düşünceyi, düşünce de kalbin bakışını şekillendirir. Nimeti tesadüfle veya “şans” ile açıklamak, zamanla nimetin sahibini unutma tehlikesi doğurabilir.

Öyleyse mümin diline de söylemine de dikkat etmelidir. Gördüğü nimette Allah’ın lütfunu, ulaştığı başarıda Allah’ın yardımını, karşılaştığı olaylarda Allah’ın takdirini, tabiattaki güzelliklerde Allah’ın kudretini görmeye çalışmalıdır.

Çünkü müminin hayatında şans değil nasip, tesadüf değil takdir, sahipsizlik değil Allah’ın ilmi ve iradesi vardır. Hayatta sebepler vardır; fakat sebeplerin de Rabbi vardır. İman şuuru, sebepleri inkâr etmek değil, sebeplerin arkasındaki Allah’ı unutmamaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.