56,1464
48,6357
6.707,54

“Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun güzel sonucu vardır.”
(Ra’d, 13/22)
İnsan ölümü uzak bir ihtimal gibi düşünerek yaşar. Günlük telaşlar, hedefler ve planlar sanki önümüzde hiç bitmeyecek bir ömür varmış gibi yapılır. Oysa hakikat açıktır: Nasıl yaşarsak öyle ölürüz. Ölüm, hayatımızdan bağımsız bir an değildir. Hayat boyunca yaptığımız tercihler, oluşturduğumuz alışkanlıklar ve taşıdığımız niyetler bizi yavaş yavaş sonumuza hazırlar.
Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d sûresinin 22-24. âyetlerinde güzel sonun sahiplerini anlatırken önce onların nasıl yaşadıklarını söyler: Sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, Allah’ın verdiği rızıktan infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. Ardından “İşte bunlar için dünya yurdunun güzel sonucu vardır.” buyurur. Sonra meleklerin onlara, “Sabretmenize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu ne güzeldir!” diyeceği bildirilir.
Dikkat edelim: Allah güzel sonu anlatmadan önce güzel hayatı anlatıyor. Demek ki güzel son, son dakikada kazanılan bir şey değildir. Onun tohumu hayatın içinde atılır.
Sabırla yaşayan insan, sabrı karakter hâline getirir. Günaha karşı direnir, ibadette sebat eder, sıkıntı karşısında Rabbine isyan etmez. Namazla yaşayan insan, her gün Rabbine yönelmeyi öğrenir. İnfak eden insan, dünyada biriktirmekten çok Allah katına göndermeyi önemser. Kötülüğü iyilikle savan insan ise kin ve intikam yerine merhameti büyütür. İnsan hayatı boyunca neyi büyütmüşse, ölüm geldiğinde onun izlerini taşır.
Fakat bunun tersi de vardır. Günahı sıradanlaştıran, nefsinin peşinden sürüklenen, kibirle yaşayan, hakkı bildiği hâlde terk eden, insanlara zulmeden ve Allah’ın emirlerini hayatının dışına iten kimse de kendi sonunu hazırlamaktadır. Ra’d sûresinin devamında Allah’a verdikleri sözü bozan, bağları koparan ve yeryüzünde fesat çıkaranların kötü akıbetinden söz edilmesi bunun açık bir göstergesidir.
İşte burada önemli bir hakikat ortaya çıkar: İzzetli bir ölüm, izzetli bir hayatın neticesidir. Zilletle yaşanan bir hayatın ise zilletli bir sonla karşılaşmasından korkulur. Çünkü izzet, Allah’a kullukta bulunmak; zillet ise nefsin ve günahın önünde eğilmektir.
İnsan dünyada güçlü, zengin veya itibarlı görünebilir. Fakat Allah’ın emirlerine sırtını dönmüşse gerçek anlamda izzetli değildir. Adice yaşanan bir hayatın adice bir sonu olur. Zilletle geçirilen bir ömrün zilletli bir ölümü olur. İzzetle yaşanan bir hayatın ise izzetli bir sonu ümit edilir.
Bugün dünya insana “Anı yaşa.” diyor. Kur’an ise bize “Akıbeti düşün.” diye öğretiyor. Çünkü insan sadece bugünü yaşayarak hayatını tamamlayamaz; bugün yaptığı tercihler, yarının sonunu hazırlar. Çağımızın en büyük tehlikelerinden biri, insanın sadece günü kurtarmaya odaklanması, anlık hazların peşinden gitmesi ve geleceğini, özellikle de ahiretini düşünmeden yaşamasıdır. Gününü güzel geçirmek uğruna ömrünün sonunu kaybetmek, geçici olanı kalıcı olana tercih etmektir. Oysa mümin, sadece “Bugün ne yaşayacağım?” diye değil, “Bu yaşadığım hayat beni nereye götürüyor?” diye düşünmelidir. Çünkü ölüm, hayatın sonuna sonradan eklenen bir cümle değildir; hayat boyunca yazdığımız hikâyenin son satırıdır.
Öyleyse mesele sadece “Nasıl öleceğim?” değildir. Asıl soru şudur:
“Nasıl yaşıyorum?”
Eğer son nefeste dilimizde tevhid, kalbimizde huzur ve yüzümüzde selâm olsun istiyorsak, bunu son dakikaya bırakmamalıyız. Son nefeste izzet arayan, bugün izzetli yaşamayı seçmelidir.
Çünkü ölüm sürpriz değildir.
Nasıl yaşarsak öyle ölürüz; nasıl ölürsek öyle diriltiliriz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.