51,9805
44,5277
6.877,38

Dünya hızla savruluyor. Değerler aşınıyor, hakikat bulanıklaşıyor, güçlünün sözü adaletin önüne geçiyor. Bu tabloya bakınca insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten dünyanın çivisi mi çıktı, yoksa biz mi yerimizden oynadık?
Bugün yeryüzünde 57 İslam ülkesi var. Nüfus, coğrafya ve kaynak bakımından küçümsenmeyecek bir güç… Ancak bu büyük potansiyelin karşısında derin bir dağınıklık, parçalanmışlık ve irade eksikliği duruyor. Ortak bir duruş yok, somut bir ittifak yok, ümmet bilincini diri tutacak güçlü bir irade yok.
Daha acı olan ise yönetim anlayışlarıdır. Birçok İslam ülkesinde yönetim, istişareden uzak, adaletten kopuk, dar kadroların eline sıkışmış durumda. Kurumlar liyakatle değil, sadakatle; ehliyetle değil, akrabalıkla paylaşılıyor. Devlet, adeta bir emanet olmaktan çıkıp şahsi mülk gibi görülüyor.
Dış politikada ise tablo daha da düşündürücü. İslam dünyasının kalbinde kanayan bir yara olan Filistin meselesi ortadayken, pek çok yönetim sessizliğe gömülmüş durumda. Filistin’de yaşanan zulüm karşısında güçlü bir duruş sergilenememesi, sadece siyasi bir zafiyet değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Kendi menfaatleri uğruna hakikati görmezden gelenler, aslında kendi geleceklerini de ipotek altına almaktadır.
Öte yandan, aynı yönetimler söz konusu kendi halkları olduğunda otoritenin en sert yüzünü göstermekten geri durmuyor. Adalet terazisi dışarıya karşı eğilirken, içeride baskının aracı hâline geliyor. Bu çelişki, toplumların ruhunda derin yaralar açıyor.
Peki halklar ne durumda? Sokaktaki insana kulak verildiğinde ortak bir şikâyet yükseliyor: Güven kaybolmuş. Ticarette dürüstlük zayıflamış, aile yapısı sarsılmış, nesiller arasında uçurum oluşmuş. Eşler birbirinden, çocuklar ebeveynlerinden, öğrenciler öğretmenlerinden, cemaat imamından uzaklaşmış durumda. Manevi bir boşluk, sessiz ama derin bir çöküşe işaret ediyor.
Bütün bu manzara bize tek bir hakikati hatırlatıyor: Sorun sadece siyaset değil, sadece ekonomi değil… Sorun, insanın özünden uzaklaşmasıdır. Fıtratın terk edilmesi, ilahi ölçülerin hayatın dışına itilmesidir.
Oysa çözüm, karmaşık değil; nettir. Rabbimizin emri açıktır: Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılmak ve ayrılığa düşmemek. Bu, sadece bir slogan değil; bir hayat nizamıdır. Adalette, yönetimde, ticarette, ailede ve toplumun her alanında ilahi ölçüleri yeniden hâkim kılmak zorundayız.
Unutulmamalıdır ki; bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez. Bugün yeniden dirilişin yolu; öze dönüşten, samimiyetten ve vahyin rehberliğine teslimiyetten geçmektedir.
Belki de dünyanın çivisi çıkmadı…
Belki biz, o çivinin etrafında durmayı unuttuk.
Selam ve dua ile…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.