51,3500
43,9554
7.542,42
Meşhur hikâyeyi bilirsiniz…
Bir öküz sürüsü varmış. Birlik içindeyken aslanlar yanaşamamış. Gün gelmiş, aslanlardan biri hileyle sürüye yaklaşmış:
“Size dokunmayacağız… Yeter ki şu sarı öküzü bize verin.”
Sürü, “âli menfaatler” adına sarı öküzü vermiş.
Sonrası malum…
Her taviz yeni bir talebi doğurmuş. Sürü küçülmüş, direnç azalmış, en sonunda tamamen dağılmış.
Liderler o an sormuş:
“Biz bu savaşı ne zaman kaybettik?”
Cevap acıymış: Sarı öküzü verdiğimiz gün.
Bugün İslam coğrafyasında yükselen gerilimlere baktığımızda bu kıssa yeniden hatırlanıyor.
abd küresel güç olarak bölgede askeri ve siyasi ağırlığını hissettiriyor.
İsrail güvenlik merkezli ve sert bir strateji izliyor; özellikle Filistin meselesi İslam dünyasında derin bir yara olarak duruyor.
İran ise bölgesel bir aktör olarak baskı, yaptırım ve tehdit söylemlerinin odağında.
Savaş gemileri konuşlanıyor, hava sahaları geriliyor, diplomatik restleşmeler artıyor. Bölge yeniden büyük bir hesaplaşmanın eşiğinde gibi.
Peki mesele gerçekten uranyum zenginleştirmek mi?
Yoksa bölgede bağımsız hareket eden her aktörün hizaya getirilmesi mi?
Kur’an’ın ölçüsü açıktır:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide, 8)
Bu ilke şunu söyler:
Kimden gelirse gelsin zulüm reddedilir.
Kime yapılırsa yapılsın mazlumun yanında durulur.
Bir devletin Şii ya da Sünni olması adalet ölçüsünü değiştirmez.
Bir ülkenin güçlü olması haklı olduğu anlamına gelmez.
Müslümanın terazisi güç değil, haktır.
Bugün Sünni dünyanın sessizliği çokça konuşuluyor. Ekonomik bağımlılıklar, askeri anlaşmalar, iç siyasi kaygılar…
Hepsi birer gerçek. Fakat daha büyük bir gerçek var:
Ümmet bilincinin zayıflaması.
Her kriz “beni ilgilendirmez” diye ötelenirse, sıra mutlaka ötelenenlere de gelir.
Sarı öküz hikâyesi bunun sembolüdür.
Bugün “o Şii” denir susulur.
Yarın “o Arap” denir susulur.
Öbür gün “o Türk” denir susulur.
Sonunda susacak kimse kalmaz.
Peki Müslüman devletlerin tavrı ne olmalı?
Mezhep merkezli değil, adalet merkezli bir duruş.
Savaş dilini değil, hakkaniyetli diplomasiyi önceleyen bir siyaset.
Ekonomik ve askeri bağımsızlığı güçlendiren ortak stratejiler.
Filistin başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyalar için ilkeli birlik.
Bireyler için ise:
Hamasi sloganlara kapılmadan bilinçli duruş.
Mezhep düşmanlığından uzak durmak.
Mazlumun kimliğine değil, mağduriyetine bakmak.
Dua, şuur ve bilinçle ümmet sorumluluğunu diri tutmak.
Son soru şudur:
Biz bu savaşı ne zaman kaybederiz?
İlk tavizi verdiğimiz gün.
Adaleti terk ettiğimiz gün.
Ümmet bilincini mezhep kavgasına feda ettiğimiz gün.
Şii İran mı, ABD mi, İsrail mi sorusu kadar önemli olan şudur:
Müslüman, gücün yanında mı duracak, yoksa adaletin mi?
Selam ve dua ile…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.