50,3282
43,1435
6.197,08
Her yıl takvimler 31 Aralık’ı gösterdiğinde, adına “yılbaşı” denilen bir gecenin etrafında büyük bir gürültü koparılır. Işıklar, süsler, eğlenceler, kampanyalar… Fakat bu gürültünün içinde çoğu zaman asıl sorulması gereken soru kaybolur:
Bu gece gerçekten masum bir “yeni yıl başlangıcı” mı, yoksa günahın, israfın ve kültürel yozlaşmanın meşrulaştırıldığı bir gece mi?
Bugün yılbaşı gecesi adı altında kumar, devlet eliyle dahi meşru hâle getirilmektedir. Milli Piyango, umut tacirliği yaparak yoksulun hayalini sömürürken; “bir gecede zengin olma” hayali, emek ve helal kazanç anlayışının yerine konulmaktadır. Oysa İslam, kazancı alın terine, berekete ve helale bağlamıştır; şansa, talih oyunlarına ve başkasının kaybı üzerinden kazanmaya değil.
Yine bu gece, “eğlence” adı altında alkol sınırsızca tüketilmekte; insanın aklını, iradesini ve şahsiyetini zedeleyen alışkanlıklar teşvik edilmektedir. İnancımıza, kültürümüze ve tarihimize yabancı olan bu yaşam tarzı, özel programlarla, reklâmlarla ve sosyal medya aracılığıyla normalleştirilmektedir. Kadim şehirlerimizin meydanları Noel sembolleriyle donatılırken, bize ait olmayan bir bayram, tüm topluma aitmiş gibi sunulmaktadır.
Bu tablo sadece bir eğlence meselesi değildir; bu, kültürel bir kuşatmadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Müslüman coğrafyalara yönelen emperyalist politikalar, bugün ekonomik bağımlılığın yanı sıra kültürel ve zihinsel bir teslimiyet üretmektedir. Yılbaşı gecesi de bu kuşatmanın en görünür araçlarından biri hâline gelmiştir.
Oysa bizim bayramlarımız var. Hem de ruhu olan, anlamı olan, insanı insan yapan bayramlarımız…
Ramazan Bayramı’nda ziyaret vardır, muhabbet vardır, affediş ve paylaşma vardır.
Kurban Bayramı’nda teslimiyet vardır, fedakârlık vardır, etin bile paylaşarak anlam kazandığı bir kardeşlik iklimi vardır. Küçükler büyüklerin elini öper, gönüller alınır, kapılar çalınır. Bu bayramlar, sadece takvim yapraklarında değil, kalplerde yaşar.
Bize bu bayramlar fazlasıyla yeter. Başkasına benzemek, başkasının değerleriyle sevinmek zorunda değiliz. İzzet, taklitte değil; kimliğe sahip çıkmaktadır. Müslüman, kendi zaman anlayışıyla yaşar; her yeni günü muhasebe ile karşılar, her yeni yılı tövbe ve dua ile karşılar.
Asıl soru şudur:
Takvim mi değişiyor, yoksa biz mi değişiyoruz?
Eğer bir gece; kumarı, içkiyi, israfı ve yabancılaşmayı meşrulaştırıyorsa, adına “yılın başı” denmesi onu masum kılmaz. Müslüman için yeni bir başlangıç, Rabbine biraz daha yaklaşmakla olur; günaha biraz daha yaklaşmakla değil.
Selam ve dua ile…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.