53,4370
45,8917
6.625,23

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ
“Andolsun ki Biz, Âdemoğullarını (insanoğlunu) üstün kıldık.” (el-İsrâ, 17/70)
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
“Andolsun ki Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (et-Tîn, 95/4)
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَٰئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ
“İman edip salih ameller işleyenler ise, işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdır.” (el-Beyyine, 98/7)
İnsan, kainatta şerefli bir varlıktır. Bu şeref, ona verilen akıl, irade ve kulluk kapasitesiyle anlam kazanır. Ancak bu şerefi koruyabilmek ve hayata anlam katabilmek için insanın vazifesini bilmesi şarttır. Bu yaşamda ilerleyebilmek için hayatın gayesini tanıma mecburiyetindeyiz. Niçin yaratıldığımızı fark edersek hayatın bir anlamı olmaya başlar. Para, insan hayatının hedefi olmaya layık değildir. Makam, güç, sosyal statüler ise insanın asıl amacının çok daha aşağısındadır. Hayatın asıl hedefi kulluktur. Amaç, Allah’a ulaşmaktır.
Allah’ın bize emanet ettiği gençlik, ömür ve aldığımız her nefesin kıymetini bilmek lazımdır. Rabbimiz hepimize hayırlı uzun ömürler versin ve bu ömrü kendi rızası yolunda, güzel işler yaparak değerlendirmeyi nasip etsin. Her birimiz, Allah’ın bize verdiği yaşam fırsatından hakkıyla istifade etmek zorundayız. Hakkıyla istifade edebilmek için de mükemmel bir planlama şarttır. Planlarımızın doğru sonuç vermesi için doğru düşünmek gerekir. Doğru düşünebilmek için ise Kur’an’la aşinalık elzemdir. Kur’an’ı okumalı, onunla amel etmeli ve bizden önce yaşayıp Kur’an’la hayat süren salih insanlardan öğrenmeliyiz.
Kur’an’ın ibadetlerine iman edip siyasetini inkâr eden bir toplum asla mutlu olamaz. Bakınız; içimizde köpek sorunu var, gençlerin evlenememesi, aile kuramaması, kuranların da ailelerini muhafaza edememesi sorunu var. İnsanımız gece gündüz çalışmasına rağmen insan onuruna yakışır bir refah seviyesine yükselememe problemi yaşıyor. Bunların çözümü nerede? Kur’an’dadır.
1.Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan emperyalist düzen, bütün alın terlerinin, emeğin ve sermayenin dönüp dolaşıp emperyalistlere akmasına sebep oluyor. Amerika bir kâğıt parçasıyla (dolar) dünyayı soymaya devam ettiği müddetçe bizim çabalamamızın ve üretmemizin kalıcı bir anlamı olmayacaktır. İşte Kur’an, devrimci, inkılapçı, mücadeleci, kötülüğü kabullenmeyen bir insan yetiştirir: Özgür, bağımsız, adalet sahibi, kendi halkının ve bütün insanlığın şerefini koruyan bir insan… Allah’a kul olan, şeytan ve taraftarlarının esaret zincirlerini kabullenmeyen bir insan… Örgütlü kötülüğe “Hayır!” diyen bir insan… İslam'ın yani iyiliğin yeryüzüne egemen olması için örgütlü bir şekilde hareket eden insan...
Bakınız, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Sumud Filosu aktivistlerine uyguladığı muameleyi gördünüz. Elleri ve ayakları bağlanıp “domuz bağı” denilen o zalimce yöntemle yere serilen özgür ve şerefli insanlara “Burası İsrail’dir, burayı düşman bilenler böyle zelil olmaya mahkûmdur” diye hakaretler ediyor. Gazze’de on binlerce masumun katledilmesi, hastanelerin, okulların, camilerin bombalanması, Filistin halkına sistematik zulüm ve etnik temizlik politikası, işgal altındaki topraklarda yerleşimci terörü… Bunlar, insanlık tarihinin en açık zulüm örneklerindendir ve maalesef uluslararası sistemin ikiyüzlülüğü sayesinde devam etmektedir.
İşte bu zulme karşı duruşun en güçlü manifestosu, Zilhicce ayında ifa edilen Hac ibadeti olmalıydı. Bugün Kâbe’ye gitmiş, milyonlarca Müslüman Arafat’ta sadece bireysel ibadet ritüellerini yerine getirmekle yetiniyor. Hâlbuki Hac, hicri takvimin son ayında yapılır. Tıpkı ülkelerin meclislerinde yılın son ayında bir yıllık muhasebenin yapılması, ekonominin, siyasi ve sosyal problemlerin değerlendirilmesi, bütçenin görüşülmesi, gelecek yıl için planlamaların yapılması gibi… Hac da aslında İslam Ümmeti’nin yıllık büyük kongresidir. Ümmetin problemleri Arafat’ta konuşulmalı, çözümler üretilmeli ve bu çözümler bütün Ümmet-i Muhammed’e duyurulmalıdır. Hacca giden her bir hacı, Arafat’ta alınan kararların duyurucusu ve uygulayıcısı olmalıdır.
Ayrıca Hac’da 8 milyarlık insan ailesinden 6 milyar Müslüman olmayan insanın da insanca yaşaması, zulme ve kötülüğe maruz kalmaması için planlamalar yapılmalı, kararlar alınmalıdır. Hac, vallahi siyasi bir ibadettir. Bugün Gazze’den bahsetmek bile Suudi makamları tarafından tutuklama sebebi olabiliyorsa, Mekke ve Medine’nin bugünkü hâli yürekler acısıdır. Peki bu mukaddes beldeler kimlere emanet edildi?
Anadolu insanı, Ümmet-i Muhammed’e büyük bir özür borcu taşımaktadır. Osmanlı valileri ellerinden geldiğince Mekke’yi ve Medine’yi İngilizlere vermemek için direndiler. Fakat sonraki süreçte “Ümmet devleti”nden “Arap devleti”, “Türk devleti”, “Kürt devleti”, “Fars devleti” anlayışına evrilen zihniyet neticesinde Mekke’miz, Medine’miz, Kudüs’ümüz, Şam’ımız, Beyrut’umuz, İstanbul’umuz ve İslam ümmetinin birçok başkenti, ümmeti umursamayanların insafına terk edildi.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve halihazırda zulmedenler gerçekten büyük günahkârlardır.
Peki ya zulme uğrayan bizler?
İslam’ın bakış açısına göre zulmü kabul etmek, zulmetmek kadar büyük bir günahtır.
Ey insan! Sen özgürsün, şereflisin. Kainattaki en büyük kitabın (Kitab-ı Kebir’in) müteala edicisi olarak yaratılmış bir varlıksın. Seni Allah’tan uzaklaştıran, keyfî bir düzen kurup seni şeytan ve taraftarlarına kul yapan Amerika ve Siyonist emperyalizme karşı direnişi seç! Sınıf zulmüne, grup zulmüne, kişisel zulme karşı dur! Diren! Özgürsün. Eğer zulme uğrarsan, kendini suçla.
Zilhicce ayı, işte bu direnişin ve kulluğun ayıdır.Hacda insanlığın İslam'la yönetildiği günleri görmek dileğiyle...
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.