51,9805
44,5277
6.877,38

Bu savaş ortamında Müslümanlar olarak en öncelikli görevimiz, hakikati net bir şekilde ortaya koymaktır. Amerika ve İsrail, bölgede yaşanan tüm bu yıkımın asıl sorumlusudur. 168 kız çocuğunun öldürülmesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin rehberi İmam Ali Hamaney’in şehit edilmesi, öncesinde İran’ın birçok önde gelen isminin hedef alınması, yaklaşık 47 yıldır uygulanan ambargo nedeniyle İran halkının çektiği ağır fakirlik ve sıkıntılar… Mossad, CIA ve İngiliz istihbaratının defalarca bu ülkede karışıklık çıkarmak için müdahale etmesi… Bütün bunlar ortada. İran İslam Cumhuriyeti yıllarca savunma pozisyonunda kaldı. Rehberlerinin “Amerika saldırır diye bir tokat atar kaçarım değil, biz onları kovalayacağız” şeklindeki beyanatı bile bu savunma refleksinin açık ifadesidir. Komşu Arap ülkelerinden Amerikan üsleri üzerinden İran’a yönelik füze saldırıları başlayınca bölgesel savaş alevlendi. Ne yazık ki bazı çevreler bu süreci hemen “Şii-Sünni savaşı” diye göstermeye çalışıyor. Amaç belli: Müslümanları birbirine düşürmek, fitneyi büyütmek.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin şu açıklaması, tam da bu kritik anda çok önemli bir duruş sergiliyor: “Zaman, geçmişte yapılan yanlışları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları, kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara koyup bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak, Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durmak zamanıdır.” Bu söz, sadece siyasi bir beyan değil, aynı zamanda Müslüman vicdanına yapılan bir çağrıdır. Ülkemizde Umut Kervanı Vakfı gibi sivil toplum kuruluşları, bir aydan fazladır meydanlarda “İran’ın mazlum halkına insani yardım ulaştıracağız” diyerek harekete geçti. Türkiye halkı olarak bütün gücümüzle bu mazlum komşularımızın yanında durmalıyız. Komşumuz zor durumdadır; yardım etmek, sadece insani bir görev değil, aynı zamanda kardeşlik borcumuzdur.
Peki bu süreçte biz Müslümanlar ne yapmalıyız? İşte doğru tutumun ana hatları:
1. Tek düşman bellidir. Bütün öfkemiz, bütün söylemimiz, bütün hedefimiz Amerika ve İsrail’in emperyalist terörizmine yönelmelidir. İran İslam Cumhuriyeti’ne, Arap ülkelerini yönetenlere, ülkemizdeki herhangi bir vakıf veya şahsa dil uzatmamalıyız. Cepheyi genişletmek, fitneye hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Tek hedefimiz, yıllardır bölgeyi sömüren bu Amerika ve İsrail'in zulmü olmalıdır.
2. Kardeşlik bilincini güçlendirmeliyiz. Türk’üyle, Arab’ıyla, Kürt’üyle, Fars’ıyla; Sünni’siyle, Şii’siyle bütün Müslümanlar kardeştir. Mezhep farkı, etnik köken farkı bizi birbirimizden ayırmamalıdır. Kültürel ortak değerlerimizi, İslam’ın birleştirici ruhunu topluma hatırlatmalıyız. Kardeşliği pekiştirecek her söz ve davranış, fitneyi zayıflatır.
3. Tarihi tartışmaları gündeme getirmemeliyiz. Ashab-ı Kiram arasında geçmiş bazı olaylar, ilmi konulardır. Bunlar bugün toplum önünde konuşulacak, tartışılacak meseleler değildir. Ehl-i Sünnet âlimlerinin tutumu bellidir: Rahmet okur, geçer. Biz de aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Bu tür konuları âlimler arası ilmî müzakereye bırakıp, fitne ortamını beslemekten kaçınmalıyız.
4. Yardım çalışmalarını hızlandırmalı ve birleştirmeliyiz. Umut Kervanı Vakfı başta olmak üzere, Türk Kızılayı ve diğer İslami vakıflar Gazze, Lübnan, İran İslam Cumhuriyeti ve tüm mazlum coğrafyalarda daha organize, daha hızlı hareket etmelidir. Mazlumun imdadına koşmak, en somut kardeşlik göstergesidir.
5. Dua ve niyetimizi netleştirmeliyiz. Yıllardır bölgeyi sömüren Amerika ve İsrail’in yenilmesini bütün kalbimizle arzu etmeliyiz. Dualarımız bu yönde olmalıdır.
İnzar Dergisi’nin başyazısında yer alan fitne ortamı için yapılmış çok kıymetli tavsiyeleri de bu noktada madde madde hatırlatmak gerekir:
- Kardeşlerinizle baş başa sohbetlerinizde, seminerlerde, konferanslarda, yazılarınızda, hatta bir haber veya köşe yazısına yorum yaparken mutlaka ölüm ve ötesinin hesabını yapın.
- İmanınıza, ahiretinize, davanıza, çevrenize ve genel olarak İslam ve Müslümanlara fayda ve zararının hesabını yapın.
- Düşünceleriniz, konuşmalarınız ve yazılarınız size göre doğru olsa bile, genel anlamda İslam ve Müslümanlara faydalı olmayacaksa konuşmayın, yazmayın, yorum yapmayın.
- Fiili olarak mevcut fitnenin önünü alma imkânınız ve gücünüz yoksa, Rabbinize yönelerek ümmetin birliği, vahdeti, kaynaşması ve fitnenin sönmesi için yalvararak dualarda bulunun.
- Bu tür ortamlarda konuşup yazmaktan çok, İslam’ı okumak, anlamak, amel etmek, insanlara İslam’ı öğretmek ve İslami yaşantıyı tavsiye etmek en hayırlı yoldur.
Ve nihayet Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin şu veciz sözüyle meseleyi bağlayalım: “Senin üzerine haktır ki: Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.”
Bu savaşta doğru tutum, işte budur: Zalimi açıkça zalim, mazlumu mazlum bilmek; kardeşliği korumak, fitneye alet olmamak ve hep birlikte Rabbimize yönelmek. Mazlum İran halkının ve tüm mazlumların yanında durmak, bugün Müslüman olmanın en temel gereğidir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.