52,0258
44,5272
6.870,70

Hicret’in 1447. yılında İslam ümmeti ağır bir imtihanın tam ortasında.
Amerika ve İsrail’in saldırganlığı Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den Filistin’e zulmü sel gibi akıtıyor. Bu iki güç, kendileri zayiat vermeden savaşı kazanmak istiyor. Nasıl mı? Müslümanlar arasında tefrika çıkararak…
Şii-Sünni söylemlerini körükleyerek, ümmeti Fars-Arap, Sünni-Şii kavgasına sürükleyerek savaşı tüm bölgeye yaymak peşindeler. Bu tuzak, maalesef Birinci dünya savaşı’ndan daha büyük bir enkaz bırakabilir. O savaş kâfirlerle Müslümanlar arasındaydı; bu süreçte ise Amerika ve İsrail’in tuzağıyla Müslümanlar birbirine kırdırılmak isteniyor. Fitne tohumları her yere serpiliyor.
Ama şunu unutmayalım: Şiiler de iyidir, hepsi Müslümandır. "Ehl-i kıble tekfir edilemez." Bu dinin en temel kaidelerinden biridir. Şehit İmam Ali Hamaney defalarca buyurdu: “Sünnilerin mukaddesâtına hakaret etmek haramdır, bunu yapan gerçek Şii olamaz, bu İngiliz Şiiliğidir.” Şehit Seyyid Hasan Nasrallah da her konuşmasında aynı gerçeği haykırdı: “Müslümanların birliği düşmana karşı en büyük silahtır. Mezhep kavgası emperyalizmin ekmeğine yağ sürer.”
İşte tam bu noktada "takrîbu’l-mezâhib", yani İslam mezheplerini yaklaştırma faaliyeti stratejik bir zorunluluk hâline geliyor. Takrîbu’l-mezâhib, mezhepleri eritmek veya birini diğerine zorla kabul ettirmek değildir. Aksine, ortak zeminleri bulmak, farkları “rahmet” olarak görmek, iman esasları, ibadetler ve Kur’an-Sünnet etrafında birleşmektir. Tarih boyunca imamlarımız birbirlerine saygı duydu. İmam Ebû Hanife, Ehl-i Beyt’i sever, İmam Zeyd’in kıyamına destek olurdu. İmam Şafiî İmam Malik’in fıkhını över, İmam Cafer es-Sadık ile Ebû Hanife arasında yakın hoca-talebe ilişkisi vardı. Farklı mezhepler asırlarca aynı camilerde namaz kıldı, aynı hacda buluştu, Endülüs’te ve Osmanlı coğrafyasında barış içinde yaşadı.
Günümüz fitneleri ise yapaydır. Emperyalizm, eski “böl ve yönet” taktiğini mezhep üzerinden uyguluyor. Takfircilik ise ne Sünni’ye ne Şii’ye aittir; o, Haricilerin devamı, vatansız bir sapmadır ve dış güçlerin elinde araçtır. Bu virüsü ancak birlik temizler.
Tarihî köklere baktığımızda, Cemaleddin el-Afgani gibi öncüler “İslam Birliği” çağrısıyla Sünni-Şii ayrımını aşmaya çalıştı. 1947’de Kahire’de Daru’t-Takrîb kuruldu; Şeyh Mahmud Şeltut’un Caferî mezhebinin meşruiyetine dair fetvası önemli bir adımdı. İmam Humeyni, ömrünün büyük kısmını ümmet birliğine adadı. Tahran’da “Takrîbu’l-mezâhib” için kurumlar kurdurdu. Rahmetli Erbakan Hocamız da bu ufku Türkiye’den destekledi; D-8 ile ekonomik ve siyasi zeminde ümmet birliğini hedefledi. Nice Türk âlimi İran’a gidip geldi, kardeşlik köprüleri kurdu.
Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı bu konuda en güzel rehberlerden biridir. “Hutbe-i Şam”da der ki: “İlâhımız bir, Peygamberimiz bir, Kur’ân’ımız bir, dinimiz bir, kıblemiz bir… Bir bir, bin bir.” Mezhep farklarını “rahmet” ve “fıtri” olarak görür; bunları ayrılık sebebi değil, zenginlik kabul eder. “Zaman-ı ittihad-ı İslamî”nin geldiğini müjdeler. Bugün de âlimler bu çizgiyi takip etmeli, ortak mirası bilimsel çalışmalarla birleştirmelidir.
Ayrıca dil ve alfabe yakınlaşması ihmal edilmemeli. Osmanlı’da, Selçuklu’da Türkçeyi Kur’an alfabesiyle yazmak ümmeti güçlendirdi. Bugün farklı alfabeler (Latin, Kiril) kalpleri de ayırıyor. Risale-i Nur’un Osmanlı Türkçesiyle korunması gibi, Kur’an alfabesini ihya etmek dilleri ve gönülleri yaklaştırır.
Takrîbu’l-mezâhib aynı zamanda adaletin yoludur. Kur’an’ın “kıst” emri (Hadid, 25) ancak ümmetin fikrî birliğiyle gerçekleşir. Mezhep ayrılığı zihinlerde yapay duvarlar örer; bu duvarlar kalkınca ortak anayasa, ortak yönetim ve sosyal adalet mümkün olur. Emperyalizm ve diktatörlüklerden kurtuluş, cehalet ve hurafelerden arınma bu birlikle gelir.
Geçen günlerde İran’ın akil insanı Şehit Ali Laricani’nin şehadet haberi yüreklerimizi dağladı. Tıpkı Hazreti Ali gibi kendini Allah yolunda feda etti. Şehadet kayıp değil, toplumun damarlarında akan kandır; direnişi alevlendirir.
Sonuç olarak, 1447 Hicri’de ümmetin en büyük ihtiyacı takrîbu’l-mezâhibdir. Farkları zenginlik, ortakları esas kabul ederek, emperyal tuzağa karşı tek yumruk olmalıyız. İmam Humeyni’nin, Erbakan’ın, Nursi’nin ve Laricani gibi şehidlerin mirası bunu emrediyor. Birlikte direnirsek zafer yakındır. Allah ümmetimizi tefrikadan muhafaza buyursun.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.